MUSTAFA Filmi Üzerine…

Pek Değerli… hem de Sevgili Can Dündar,

Sizler (tüm ekibinizi kastediyorum) icin heyecanlı, biz seyirciler icin ise… ilginç günlerden geçiyoruz. Zira sanırım, “Mustafa” filmiyle önemli ve kimbilir belki de tahmin ettiğim(n)izden de  uzun ve derin bir tartışmaya, KOCAMAN bir sayfa açtınız.

Dün seyrettim filmi. Üstelik, filmin 15. dak. sıydı sanırım, sizin her zamanki nazik ve zarif üslûbunuzla (buna ayrıca hayran olduğumu söylemeden geçmiş olmayayım) biz TED velilerine iki satır kelâmınızı da dinleme olanağını buldum.

Herneyse, aslında bu satırları yazmamın nedeni, “Mustafa”nın bende bıraktığı izlenimi sizinle paylasmaktı, konuya döneyim iyisi mi. Amma konuya dönmeden önce bazı saptamaları yapmalıyım ki, siz de bilesiniz işte bu satırlar “ne menem birinin kaleminden dökülmüş”  değil mi?

1-    “Mustafa” hakkında yazılmış onlarca kitabı (yereni de… söveni de… göklere çıkartanı, yerlisi de… yabancısı da (Ruthless Dictator) dahil) nesnel yaklaşarak okumuş, başta İstiklâl Mahkemeleri olmak üzere, “ahvâl ve şerait” üzerinde çokça düşünmüş,

2-   O’nun “tümü” değilse de, “çokca” insanî zaafından…(filmde aktardığınızdan da fazlası diyeyim ben, anlaşılsın. Siz nasılsa biliyorsunuzdur) ŞU, ya da BU şekilde haberdar olmuş,

3-   Diğer taraftan, tüm bu zaaflarına karşın (kimi zaman da… tam da bu zaaflarının etkisiyle) “O”nun bu vatan ve onun sakinleri için, yeri geldiğinde nasıl da kendi yaşamından fedakârlık ettiğinin de (Lâtife Hn ile evliliği dahil) hakkını vermiş,

4-   Amma velâkin ve hepsinden öte, “O”nun, –tâbir yerindeyse eğer…- “HERŞEY BAĞIŞLANSA DA… HERŞEY YASAKLANSA DA”, her hal ve kârda, bütün o olağanüstü işleri o günkü koşullarda nasıl becerdiğine hayret etmiş ve hayran kalmış,

5-   Yaşadığımız bu günlerde, “sosyal devlet”ten giderek “sadaka devlet”ine dönüşen bir zihniyetle oyların satın alındığı, kadın hakları tartışmasının başörtüsüyle eğitim hakkına indirgendiği, “HAMDOLSUN”larla başlayan son derece çağdışı, entellektüel içerikten yoksun, hamasî nutuklar dinleyen aciz ve zavallılaştırılmış bir toplumda, emekli maaşı fakirlik sınırının altında kalan bir KADINım.

Evet Değerli Dündar,

Filminizle ilgili saptamalarıma geçeyim.

1-    Görüntü ve müzik katkısı verenleri kutlamak gerek, müzik bir parça daha öne çıkabilirdi ya… Neyse o ayrı mesele, maksadım buraya takılmak değil zira.

2-   Süre kısıtlı, ADEM sınırsızdı diyorum. “Filmin süresinin yetmemesi doğaldır” demek istiyor, bir izleyici olarak “anlatıl(a)mayanları”n gerekçesini anlayışla karşılamaya çalışıyorum da.. Beceremiyorum nedense… Eksik kalmıştı film kanaatimce. Hani çizginin altında kalan hissim, işte BU diyelim.

3-   Daha ilk günden ortaya çıkan dedikodular, “gerçek”lerden hareketle yanlış yorumlamalar vs. Beni hem şaşırtıyor, hem de  üzüyor. Turkcell başta olmak üzere, “Ben ne dedim? Ne anlaşıldı?” vaziyetleri yani. Biliyor musunuz ki, Turkcell’cilerin davranışı bugün “Kemalist” çevrelerde sizin bugün köşenizde “zorunlu” da olsa anlatmaya çalıştığınızın tam da aksine bir yorumla e-postalar marifetiyle yanlış yorumlanıyor ve hızla paylaşılıyor?

4-   Filmi seslendirenin siz olması çok hoş. Sesiniz olağanüstü, vurgularınız mükemmel.

5-   “Kemalist” ve de üstelik “Asker” bir arkadaşım (filmi beraber izlediğim) ne mi dedi? “Niçin dili dolaşan bir alkolik diliyle seslendirmişlerdi “O”nu?”. Bu yorum çok mu bireysel geldi size? Olsun. Bilin istedim. Yorum, yorumdur.

6-   Kimi bölümler gereksiz yere uzun (detaya inmeyeceğim), kimi konular ise atlanmıştı. Neler mi? (detaya ineceğim elverdiğince) İttihat ve Terakkiperverler ile olan ilişkisi, dava arkadaşları ile ters düşme nedenleri, hilafet ve saltanatın kaldırılmasında ve devrimlerine ilişkin verdiği mücadele, Misak-ı Milli bakımından Meclis’te yaşanalar, “O”nu bertaraf etme çabalarına olan tepkisi ve olağanüstü mücadelesi vb. “O”nun vizyonunun (bu kelime her ne kadar Özal ile birlikte lûgatımızda yer aldıysa da… başka da bir kelime yerini doldurmuyor sanırım. Belki “Ufuk” olabilir) çağcıllarının nasıl da ötesinde… nasıl da öte… olduğunun altını, yeterince çizdiğinizi düşünmüyorum. Yoksa sizce bu özelliği… bu filmde yeralmayı hakkettirecek kadar, diğer bir deyişle yeterince “insanca” değilmiydi?

7-   Filmin beni şahsen çok etkileyen bazı kısımları oldu itiraf edeyim. Üstelik haddim olmayarak kendimle benzerlik kurdum (yoksa tam da bu yüzden mi çok etkilendim dersiniz?). Son derece açık yüreklilikle “onun beynini artık taşı(ya)mayan vücuduna isyan” ederek… ve artık… düşünmeyi durdurmak ve de uyuyabilmek için sığındığı içki, tükettiği paketlerce sigara vs. derken kendimi de akladım sayenizde, ama bir yandan da düşünmeden edemedim. Ben “O”nun hakkını böylesine verirken tam da bu sahnelerde… Ya diğerleri ne yaptı dersiniz? (Altını çizerim ki kelime farkı da olsa “öteki” demedim de.. “diğerleri” dedim)

8-   Biz kalabalık bir grup olarak izledik filminizi biliyor musunuz? Sonuçta, “Mustafa” hakkında en mükemmel yorum, bence eşimden geldi. O her zamanki olağanüstü sezgisi ve zekâsıyla dedi ki: “Ben hep, “O” keşke.. Sadece bir 10 yıl daha yaşasaydı diye düşünmüştüm.” Oysa bu filmde bana anlatılan, “O”nun neredeyse son 10 yılının harcandığı oldu (Hatay meselesini geçelim izninizle, zira biz konuşurken geçiverdik de…).

9-   Bu yorum var ya… Çok şey anlattı bana. Size de anlatır belki.

10- Sizce ihtiyacımız olan… Tam da bugünlerde… Bu film miydi?

Saygı ve sevgilerimle,

 

Seçkin Bilgen Gültan

Leave a Reply