Bir Kitap ve Bir Film VE Sivas Katliamı üzerine NOTLAR

Baktım da neredeyse 1 yıl olmuş bu sayfaya… uğramayalı değilse de… YAZMAYALI  Yazıyorum şimdi. Neden mi? Bir kitap bitirdim eveli, bir de film seyrettim dün, gece.  Hani bu 1 yıllık dönemde, bunlar… ne okuduğum ilk kitap, ne de seyrettiğim ilk filmdiler tabiidir ki. Ama denk geldiler ve gecenin bu saatinde bana bu satırları karalattılar işte.  KİTAP (Bahtiyar Ol Nâzım), hayran olduğum iflah olmaz bir merakla yeniden keşfettiğim NAZIM HİKMET üzerine iken… FİLM (The Bucket List), yılların eskitemediği, yaşlandıramadığı iki delikanlı Morgan Freeman (ne soyadı amma !!!) ve Jack Nicholson üzerindendi.  

Kitaplardaki sözcüklerin, cümlelerin altını hoyratça çizenlerdenim. Kitapta, Nazım ile Vera’nın son konuşması ÖLÜM üzerine. Çizmişim madem, üşenmeyip buraya da yazayım.

Diyor ki büyük usta; “Kanserden ölmeyi tercih ederim….. Beklenmedik ölüm,  kötü bir ihanet bence, sırtına saplanmış bir bıçak sanki. Anlıyor musun? Ben ölmek üzere olduğumu bilmek zorundayım. O zaman, tüm hayatım boyunca yapamadığım şeyleri yapabilirim. Bu çok önemli. Tüm durum değişir o zaman. Aynı adam, ama bir başkası sanki. Herşey daha farklı olur. Temposu, cesareti, dürüstlüğü, her şeyi yani. Dünyayı başka türlü görmeye başlar. İşte, ölümden önce bu süreci yaşamam gerek.” 

Ustelik, bu konusmadan 4 yıl kadar önce döktürmüş öylesi bir şiir daha ki… O da buraya taşınası; 

GİDERAYAK

Giderayak işlerim var bitirilecek,

giderayak.

Ceylanı kurtardım avcının elinden ama daha baygın yatar ayılamadı.

Kopardım portakalı dalından ama kabuğu soyulamadı.

Oldum yıldızlarla haşır neşir ama sayısı bir tamam sayılamadı.

Kuyudan çektim suyu ama bardaklara konulamadı.

Güller dizildi tepsiye ama taştan fincan oyulamadı.

Sevdalara doyulamadı.

Giderayak işlerim var bitirilecek,                                                    

giderayak.

Nâzım Hikmet – Haziran 1959 

BANA VAKİT GEREK diye haykırmış büyük OZAN, onulmaz AŞIK. Son aşkının fotoğrafının arkasına karaladığı dizeler ise nasıl da bir teslimiyet… İnanılır gibi değil hani. Sanki yukarıdaki satırları yazan O değil de… hiç göçüp gitmeyecek bu dünyadan da… 

Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana  

Geldim

Kaldım Güldüm Öldüm.

NAZIM HİKMET 

Tarih atmamış bu şiirinin altına bizleri alıştırdığı üzere. Ve anlaşılan o ki, bu küçücük ama son derece anlamlı dizeleri yazdığı Vera’nın da en büyük merakı; O’nun bunları ne zaman yazdığı olmuş.  Kitap bu şiirle bitiyor.  

Film ise, NAZIM’ın tercih ettiği (?) ölüm ile başlıyor. KANSER. İki yaşlı ademin yaşam  ringinde kanser köşesinde nakavt olmak üzere tanışmaları üzerine kurulu. Birbirlerine son derece zıt iki karakterin aynı DERT ve aynı SON ile… ortaklaşarak YÜZLEŞMEye karar vermelerini işliyor. NAZIM’a sorarsanız şanslılar.

Değil mi ki? 

Tüm durum değişir o zaman. Aynı adam, ama bir başkası sanki. Herşey daha farklı olur. Temposu, cesareti, dürüstlüğü, her şeyi yani. Dünyayı başka türlü görmeye başlar” Demiş bizim koca USTA. 

Filmin birbirinden ilginç, birbirinden güçlü iki karakteri, her ikisi de… diğerinin kanayan gömleğinin içinden bakmayı öğreniyor bu acımasız yaşama… O kırmızılığı taze kılan kendi yüreklerine tekrar…. ammma bu defa bambaşka bir gözle ve de tam da içeriden bakıyorlar. VE bir liste yapıyorlar kendilerince, yine ORTAK, yine ortaklaşılır.

İşte size O liste: 

1-Witness something truly majestic – Himalayalara gömülen küller

2-Help a complete stranger for a common good – Birbirlerine verdikleri olsa gerek

3-Laugh till I cry – En mükemmel kahvenin kaynağını öğrendiklerinde

4-Drive a Shelby mustang – Büyük yarış

5-Kiss the most beautiful girl (or boy ?) in the world – Dedenin torununa kavuşması

6-Get a tattoo – Yorumsuz ama kalıcı mutlaka

7-Skydiving – Heyecanlı

8-See the pyramids – Düşündürücü ve de fena etkileyici

9-Get back in touch with Emily (Edward’s daughter)(previously “Hunt the big cat”)  

10-See Rome – Bu filmde yoktu sanki    

Evet, belki de bütün bu satırları… -Yine denk geldi sanırım- bana yazdıran temel hadiseye. Dün 2 Temmuz idi. 15. yılında Sivas katliamını, insanlık utancını unutmamak gerek. Bana daima bu olayı hatırlatan İNADINA YAŞAMAK şiirini ASLA. 

YAŞAMAK sadece yaşamak

sessizce yaşamak

insanca yaşamak

inadına inadına yaşamak  yaşamak

korkusuz yaşamak

hesapsız yaşamak çıkarsız yaşamak

inadına inadına yaşamak yaşamak

parasız yaşamak

çaresiz yaşamak

sevgisiz yaşamak

inadına inadına yaşamak   

yaşamak  

sularla yaşamak

rüzgarlarla yaşamak

dostlarla yaşamak 

inadına inadına yaşamak 

yaşamak

ölümle yaşamak

acıyla yasamak

hasretle yaşamak

inadına inadına yaşamak 

yaşamak düşüncenle yaşamak

yüreğinle yaşamak

sesinle yaşamak

inadına inadına yaşamak 

yaşamak düşünle yaşamak

gününle yaşamak

anılarla yaşamak

inadına inadına yaşamak 

yaşamak coşkuyla yaşamak

onurla yaşamak

sevgiyle yaşamak

inadına inadına yaşamak 

EZ CÜMLE: diyeceğim odur ki. Herbirimizin birer Bucket List’i olmalı. Ve ölümümüze dair tahminleri dinlemeyi, duymayı, ölmeyi.. beteri öldürülmeyi beklemeden… Ne yangın, ne sırtımızdan (yoksa iman tahtamızdan mı?) vuracak bir kalp krizi, ne de kansere rastlamadan…. 

İnadına ve de inadına…

Coşkuyla,Onurla

Ve dahi hepsinden önemlisi

SEVGİYLE,

İnadına inadına yaşamalıyız.   Sağlıcakla…

Seçkin Bilgen Gültan – Temmuz 2008