O, NAZIM HİKMET…

Hani şu “VATAN HAİNİ”

Louıs aragon’un deyişiyle “O sarışın Boğa[1]

Ben, bir insan,

ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben,

tepeden tırnağa iman,

tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben…!

Nazım Hikmet Ran, bir  İNSANMIŞ;

O, YALAN SÖYLEMİŞ;

“Başkasının hesabına utandım yalan söyledim!

Yalan söyledim başkasını üzmemek için!

Ama durup dururken de yalan söyledim!”

demiş, eklemiş;

“Aldattım kadınlarımı,

konuşmadım arkasından dostlarımın”

O,  KORKMUŞ;

“Tavşan korktuğu için kaçmaz

kaçtığı için korkar”

demiş, kimi zaman kalakalmış, kimi zaman davranmış;

Bir delikanlının teknesinde Karadeniz’e açılıp kaçmış.

O, ÇELİŞKİLER YAŞAMIŞ;

Şiirlerinde ölümden korku ile bahsederken;

“İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.

Ama bugün cumaymış, yarın cumartesiymiş

Çoğum gitmiş de, azım kalmış. Umurumda değil.”

demiş.

O, AŞKA AŞIK OLMUŞ;

“Bana öyle geliyor ki, bir tek insana, yüz milyonlarla insana, tek bir ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, fikre, birçok düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir” diye yazarken;

“Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldüm”

demiş, sonrasında eklemiş;

“Üstümüze yazdıklarımın hepsi yalan,

Onlar olan değil, olmasını istediklerimdi aramızda…”

ve idam edilerek değilse de, kimbilir? Belki de, alacakaranlığında son sabahının;

“yarım kalmış aşk(lar)ının acısını toprağa götürmüş”

O,  BABAYMIŞ;

Karşı kıyıdan seslenmiş; Memed.. Memed…

“Kız olsun, oğlan olsun

Kaç yaşında olursa olsun,

Yavrum düşmesin istiyorum hapislere

Güzelden, haklıdan, barıştan yana diye.”

O, ÜMİTTEN İBARETMİŞKEN;

“Benim kuvvetim bu dünyada yalnız olmamaklığımdır”;

“……….

Ben sende imkansızlığı seviyorum,

Fakat asla umutsuzluğu değil”

demişken,

ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMÜŞ;

“Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.

Seyir defterini başkası yazsın.

Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.

Beni o limana çıkaramazsın…”

demiş.

O, OZANMIŞ:

Hapiste yatarken, memleketinin insanlarını, Kurtuluş Savaşı’nın destanını yazmış;

“Geçmiş kanlı ve kara günleri düşünüyorum. Biliyorum, tetikte olmak gerek, Emperyalistler gene benim Memetçikleri kalp metelik gibi harcamak istiyor. Ben “23 Sentlik Asker” şiirimi yazıyorum” demiş, eklemiş;

“……….

Dahası var Mister Dalles,

sizin dilde pek de anlamı belli değilken henüz

ZULÜM gibi,

HÜRRİYET gibi,

KARDEŞLİK gibi sözlerin,

dövüştü zulme karşı o,

ve istiklâl ve hürriyet uğruna

ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,

ve yarin yanağından gayri her yerde,

her şeyde,

hep beraber

diyebilmek

için

yürüdü peşince ……..”

O,  KOMÜNİSTMİŞ;

“Atlılar atlılar kızıl atlılar/atları rüzgâr kanatlılar/Atları rüzgâr kanat/Atları rüzgâr/Atları/At…”/ -“Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat”.

Derken, anadilimiz Türkçe şiirde gerçek bir çığır açmış.

“Ölenler dövüşerek öldüler

Güneşe gömüldüler”

dizeleri onca cenazede hep bir ağızdan, türkü olmuş, ağıt olmuş, dile gelmiş.

O, HEP HASRET ÇEKMİŞ ve demiş ki;

“Kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir,

ben ayrılıkların,

kimi insan ezbere sayar yıldızların adını,

ben hasretlerin”

Dedim ya, her şeyin ötesinde,  O  neticede bir  İNSANMIŞ ve  gün gelmiş;

“Bugün Pazar,

Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar

Ve ben ömrümde ilk defa

Gökyüzünün bu kadar benden uzak,

Bu kadar mavi,

Bu kadar geniş olduğuna şaşarak,

Kımıldamadan durdum,

Sonra saygıyla oturdum toprağa,

dayadım sırtımı duvara,.

Bu anda ne düşmek dalgalara, ne hürriyet, ne karım

Toprak güneş ve ben bahtiyarım”

dediği gibi, sadece, MUTLU olmaya çalışmış

Nazım Hikmet Ran, hep ama hep, hasret çekmiş, ve hepsinden çok çektiği memleket hasreti ile;

“Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,-öyle gibi de görünüyor-

Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni

ve de uyarına gelirse,

tepemde bir de çınar olursa,

taş maş da istemez hani….”

diye dilediği halde, “Güzelim dünya elveda/ve merhaba kainat” dediği 3 Haziran 1963 ten bu yana, “enfarktımdasın yüreğimin” dediği memleketinde, yani Anadolu’da değil de, Rusya’da Novo Deviçye mezarlığında yatıyor.

NUR İÇİNDE YAT NAZIM HİKMET.

Seçkin Gültan – Haziran 2004


[1] Nazım Hikmet’in ölümünden 3 gün sonra…